bilalk14
1 Takipçi | 7 Takip
22 06 2007

Oktay Usta

Mutfağın Beyefendisi O, dokuz yıldır hayatımıza, sofralarımıza konuk olan bir modern zaman aşçısı. İşte, reyting rekorları kıran, kitapları çok satan ve yüzbinlerce tiraj kazandıran Türkiye'nin en ünlü aşçısının ilginç hikâyesi. Kendisinin ve başkalarının dilinden... Kim maziyi değiştirmeden anlatabilir ki? Kelimeleşmeyen ‘zevk-i tahattur’, bir rüya kadar soluk ve fâni. Ama yaşayan insanla, hatırlayan insan aynı mı?’ diyen Cemil Meriç, hayatının son yıllarını İstanbul Üsküdar’daki Fethi Paşa Konağı’nda geçirmişti. Konağın insanı rahatlatan, içini ısıtan sıcaklığı da o zamanlardan kalmaydı belki de. Kalabalık İstanbul’a yabancılaşmış bu sessiz mekânda önce Cemil Meriç’i andık, sonra da ekranların en maharetli aşçısıyla çocukluğundan günümüze doğru uzunca bir yolculuğa çıktık...Kimden mi bahsediyoruz? Tabii ki 1968 yılının sonbaharında (27 Eylül) dünyaya gelen Oktay Aymelek’ten, nam-ı diğer ‘Oktay Usta’dan. 9 yıldır hafta içi her gün Samanyolu Televizyonu’nda görmeye alıştığınız, enfes tarifleriyle nice misafiri sofralarınıza konuk ettiğiniz biri o. Ekranlarda göründüğünden çok da farklı değil aslında. Kimi zaman şaşkın, heyecanlı, enerjik, kimi zaman da düşünceli. Ama hep samimi… Oktay Usta’yı ekranlardan ‘tanıdığınız’ doğru. Lakin çocukluk yıllarını, bugünlere nasıl geldiğini, ailesini, ilk televizyon programında yaşadıklarını, hayalindeki mesleği ve “Doğan Medya grubuna geçiyor” söylentilerinin arka planı ve daha fazlasını öğrenmek istiyorsanız buyurun…ANNEMİN SOFRASI HERKESE AÇIKTIYemeği ve aşçılarıyla meşhur Bolu’nun Mengen ilçesi Gökçesu Kadılar köyünde başlar ustamızın hayat serüveni. Bilal Usta ile Fatıma Hanım’ın üç kız üç erkek çocuğundan en küçüğüdür; ama ileride evin tek hâkimi olacak Küçük Oktay’dır o. İlkokul yılları hayli ‘karanlık’ geçer. Sakın onun yaramaz, başarısız biri olduğunu düşünmeyin... Devamı

19 05 2007

O AN(Fotoğraflar)

‘O’ an kareleri... BABA OĞUL FİLİSTİN - GÖL HELİKOPTER - YARDIM HAİTİ - ET ULTRA - ŞAPKA AFGAN ÇOCUKLAR DİRENİŞ BAYRAM - SUDAN... Devamı

19 06 2007

KAN TAHLİLİ YORUMU

Genel tıp uygulamaları sırasında hekimler polikliniğe başvuran pek çok hastadan kan tahlili isterler. Tam kan sayımı hekime tanıya yaklaşmasında yardımcı olan, değerli ve nispeten ucuz bir testtir. Kan tahlilinin maksadı teşhis koymak değildir. Kan tahlilinin esas görevi hekimin olası tanılar arasında eleme yapmasını sağlamaktadır. Yani tanıya yardımcı olmaktır. Hastayı görmeden, muayene etmeden teşhis koyulmaz. Kan tahlilinde hangi değerler incelenir? Vücudumuzda oksijen taşıyan kırmızı kan hücreleri (eritrositler) ile hastalıklara karşı savunmamızı sağlayan beyaz kan hücreleri (lökositler) sayılmakta ve büyüklükleri incelenmektedir. Bildiğiniz gibi kırmızı kan hücrelerinde hemoglobin proteinleri bulunur. Oksijeni taşıyan protein hemoglobindir. Hemoglobin miktarı düşerse oksijen taşınamaz. Maalesef ülkemizde kullanılan laboratuvar cihazları yurt dışından satın alındığı için tahlil sonuçları genellikle yabancı terimlerle gösterilmektedir. Kırmızı kan hücreleri RBC (red blood cells): Oksijen taşıyan hücrelerin miktarını verir.Düşükse anemi (kansızlık) veya kan kaybı vardır. Yüksekliğe örnek: Yüksek rakımlı yerde oturmak, KOAH, böbrek hastalığı, polisitemi hastalığı MCV (mean corpuscular volume): Oksijen taşıyan hücrelerin ortalama büyüklüğüdür. MCV düşükse eritrositler daha ufaktır, yüksekse daha genişlemişlerdir. Örneğin demir eksikliği anemisi'nde eritrositler küçülür dolayısıyla mcv değeri düşük çıkar. B12 vitamini eksikliği anemisinde ise eritrositler büyümüştür, MCV yüksektir. Hb (Hemoglobin): Kandaki toplam hemoglobin miktarını gösterir. Anemilerde hemoglobin düşer. MCH: Eritrositlerdeki hemoglobin miktarını gösterir. Hct (Hematokrit): Kandaki hemoglobin ve eritrosit miktarının bir ölçüsüdür. Anemi, lösemi, kan kaybı gibi durumlarda azalırken vücudun su kaybettiği durumlarda (örneğin ishal) veya polisitemi'de artar. PLT (Platelets): Trombositlerdir. Yani pıhtılaşmayı sağlayan hücereleri gösterir. Beyaz kan hücre... Devamı

14 06 2007

Videolar

Acıların Çocuğu Kadısusuz Köylüleri Bayramlaşma Mengen Evleri kıyamet animasyonu kaza İzmirde kaza Şişlide kaza mucize kurtuluş Boluda kaza bayan sürücü bayan sürücü ... Devamı

19 06 2007

Trafik'te Yanlış Bildiklerimiz

Yurdumuzda Trafik kuralları hakkında yanlış bilinen o kadar çok bilgi var ki; insanımız bunların farkında değil. Bu durum çoğunlukla kişilerin ceza almasına, daha da kötüsü kazalara, yaralanmalara ve ölümlere neden oluyor. Bu yazımda yanlış bilinenler ve bunların doğrularını kısa kısa yazacağım. Arzu edenler burada yazmadığım kurallar konusunda da bilgi isteyebilir. -Sis farları takmak mecbur mu, olmaması suç mu? Araçlarda sis farı olması ne mecburdur, ne de olmaması suçtur, isteğe bağlı (opsiyonel) olan bu ışıklar, sadece sisli, karlı, yağmurlu havalarda, görüşü azaltan durumlarda kullanılır. Görüşün yeterli olduğu hallerde, yakını ve uzağı gösteren ışıklarla bir arada kullanılması da yasaktır. -Öndeki aracı geçerken, geçmeye çalıştığımız araç da sinyal veriyor. Bu ne anlama gelmektedir, yapılan doğrumudur?         En çok yapılan hatalardan biride budur. Siz öndeki aracı geçerken dönüş lambası yaktığınızda (sol sinyal), geçmeye çalıştığınız araçta bulunan sürücüde  sol sinyal verip söndürmüş ise, size geçmeniz için işaret veriyor demektir. Adeta sol elini camdan çıkartmış, beni geç diye eli ile işaret veriyor anlamında hareket etmektedir. Gerçi el ile verilen işaret yasak değildir ama sinyal ile işaret vermek yasaklanmıştır. -Ticari araç kullanıcıları için sürücü belgesi ile birlikte Ticari Taşıt Kullanma Belgesi isteniyordu. Şimdi bir değişiklik var mı? 10 Mayıs 2006 tarihinde yürürlükten kaldırılan Ticari Taşıt Kullanma Belgeleri yerine SRC belgeleri ile ticari araç kullanılabilmektedir. Fakat SRC belgeleri yurt içinde ve yurt dışında yolcu ve yük taşıması yapan araç şoförlerinden istenmektedir. Ticari taksi ve minibüs şoförlerinden istenmemektedir. Ayrıca önceden Ticari Taşıt Kullanma Belgesi almış olanlar, herhangi bir kurs görmeden Ankara Gazi Üniversitesi’nin Beşevler’de bulunan SRC bürosundan 30.04.2007 tarihine kadar müracaat ederek SRC belgelerini alabilirler. Bu tarihten sonra kurs görmek sureti... Devamı

22 06 2007

ALKOL

      Alkolün tarihi neredeyse insanlık tarihi kadar eskidir. İnsanlığın yerleşik hayata geçmesiyle alkol üretimi de başlamıştır. İlk bira bundan 8 bin yıl önce Mezopotamyalıların arpayı ekmek yapmak için ıslah etmesiyle yapılmıştır. Sümerlerin 6 bin yıl önce Godin Tepelerinde (Batı İran ve Anadolu) bira ve şarap içtiği bilinmektedir. Alkol alışkanlığının bir hastalık olarak kabul edilmesi eski çağlara dayanmaktadır. Roma filozofu Seneca, alkolizmi bir akıl hastalığı olarak tanımlamıştır.  Alkolizm terimi, ilk defa İsveçli hekim Magnus Huss tarafından, “Alcoholismus Chronicus” (1849) isimli makalede kullanılmıştır. Bu makalenin ardından, kronik alkolizm tıbbi bir terim haline gelmiş ve bir hastalık olarak kabul edilmeye başlanmıştır. Günümüzde alkolizm tedavi edilmektedir.  Alkol ve uyuşturucu kullanımına bağlı problemlerin genellikle modern hayatın getirdiği değişikliklere ve strese bağlı olduğu düşüncesi oldukça yaygındır. Geleneksel toplumdan modern toplum yapısına geçişin, aile yapısının zayıflayışının, inanç zayıflığının, şehir hayatinin sosyoekonomik baskısının bunda etkili olduğu üstünde durulur. Alkol ve uyuşturucu birçok aile hayatını yıkıyor, ölümlere ve kazalara sebebiyet veriyor. Bunca zararları olmasına rağmen, sizce insanları alkol ve uyuşturucuya iten nedenler nelerdir? NEDEN İÇKİ İÇİLİR? Yapılan araştırmalar insanların en çok zevk almak için alkol tükettiğini göstermektedir. İçkili eğlence yerlerinin çokluğu da bunun en önemli göstergesidir. Eğlence yerleri dışında zevk ve eğlence için en çok yılbaşı, düğün, doğum günleri gibi sosyal etkinliklerde insanlar aşırı miktarda alkol tüketmektedirler. Sosyal içicilik denen bu tür alkol tüketimi bazı insanlar için alkolizmin ilk basamağı olmaktadır.Alkol tüketiminin bir diğer önemli sebebi ise duygu durumunu düzeltmektir. İnsan bu dünyada birçok şeyden lezzet ve elem duyabilecek özellikte yaratılmıştır. İçinde yaşadığımız modern asır, insana kazandırdığı ... Devamı