Image Hosted by ImageShack.us
Google

Sıcaklar ve Alınması Gereken Önlemler

Çok sıcak günler yaşamaktayız. Sıcaklıklar ekonomimizi, çalışma hayatımızı, ruh ve beden sağlığımızı olumsuz yönde etkilemektedir.

Tatil dönemi olması nedeniyle tatil, giyinme ve beslenme alışkanlıklarımız ile güneş, sıcak, bitkinlik ve baygınlık hakkında bazı tespit ve önerilerde bulunacağım.


Sıcak Bitkinliği, Krampları, Çarpması

            Hayat ve enerji kaynağı olan Güneş, bazı durumlarda hayatımızı tehdit edebilir. İnsan vücudunun yaşam formülü olarak da bilinen metabolizma döngüsünün sağlıklı olarak işleyebileceği vücut iç sıcaklığı 37 derece civarındadır. Vücut ısımız artarsa cilt altındaki kan damarları genişler ve ter bezlerinden salgılanan ter miktarı artar. Üzerimizdeki elbiseleri çıkarmak ve soğuk bir ortama kendimizi atmak isteriz. Böylece vücut ısımızı normal sınırlar içerisinde tutmuş oluruz.

           Hava sıcaklığının artması, günlerin uzaması ve aktivite artışı nedeniyle vücudumuzun sıvı kaybı kış aylarına göre hemen hemen iki katına çıkar. Bu, gerek terleme, gerekse buharlaşma yolu ile olur ve sıvı kaybı ile birlikte vücudumuzun tuz dengesinde de bozulmalar görülebilir. Bu bozukluklar; halsizlik, fenalık hissi, kas ağrıları, kramplar hatta kalpte ritim bozukluklarına dahi neden olabilir.  

Sıcağa maruz kalmayla gelişen tehlikeleri üç grupta ele alabiliriz:

1. Sıcak Krampları

2. Sıcak Bitkinliği

3. Sıcak Çarpması

Sıcak Krampları

         Aşırı egzersizden sonra ve çoğunlukla bacak kaslarında ağrılı kramplar şeklinde kendini gösterir. Sıcak kramplarının nedeni pek bilinmemekle birlikte, ısınma hareketlerinin yapılmadan ya da yetersiz yapılmasından sonra aşırı egzersiz yapılmasına bağlanabilir. Netice olarak vücudun su-tuz dağılım dengesi bozulmuştur. Egzersiz sonucu gelişen sıvı kaybının, duyarlı kaslara etkisiyle ilişkili olabilir.

 

Sıcak krampları olan bir hasta ile karşılaşırsanız neler yapmalısınız?

1. Önce hastayı bulunduğu ortamdan uzaklaştırınız. Mümkünse serin bir ortama alınız.

2. Hastayı yatırarak veya oturtarak dinlendiriniz. Böylece bacaklarındaki kramplar geçecektir.

3. Ağızdan su veya sulandırılmış dengeli tuz solüsyonları(tuzlu ayran ya da bir litre suya iki tatlı kaşığı şeker bir tatlı kaşığı tuz) vermek yararlı olacaktır.

Uyarı:Sakın hastaya ağızdan tuz vermeyiniz!!!

Unutmayınız ki! Sıcak krampları uzun süre devam etmezler ve kalıcı bozukluk yapmazlar. Aşırı egzersizle yeniden ortaya çıkabilirler.

 

Sıcak Bitkinliği veya Baygınlığı

Aşırı sıcağa maruz kalma sonucu en sık karşılaşılan rahatsızlıktır. Aşırı terleme sonucu su-tuz kaybı ve sonuçta kan hacminin azalmasıyla şok gelişir. Bu durumda terleme fazladır, ancak ısı kaybı azdır. Cilt soğuk-nemli ve yüz gri- soluktur. Baş dönmesi, göz kararması, çarpıntı ve bayılma hissi görülebilir. Bazen de baş ağrısı ve bulantı eşlik edebilir.

 

Sıcak bitkinliği veya baygınlığı belirtileri olan hasta için neler yapmalısınız?

1. Hastayı serin bir ortama götürünüz ve üzerindeki sıkı giysileri çıkartınız.

2. Hastayı sırtüstü yatırınız ve ayaklarını vücut seviyesinden 30 cm yükseltiniz(Şoka karşı önlem).

3. Bilinci açıksa, su veya dengeli tuz solüsyonları içirilmelidir. Sakın bilinci kapalı hastaya ağızdan sıvı veya katı herhangi bir şey vermeyiniz!

 

Hastaların çoğu, bu önlemlerle yaklaşık yarım saat içerisinde kendisine gelir. Belirtiler düzelmezse veya ilerlerse, hastayı mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna götürünüz.

Sıcak Çarpması

          Aşırı sıcağa maruz kalmanın, en az görülen ve en dramatik sonucudur. Güneş altında uzun süre kalmaktan, güneş ışıklarının başa doğrudan temasından ya da çok sıcak kapalı ortamda kalmaktan dolayı beyindeki ısı ayarlama merkezi bozmuştur. Sıcak çarpmalarında vücut ısısı 40 derecenin üzerine çıkar, metabolizma durur ve hızlı doku zararı gelişir. Sıklıkla aşırı sıcak dalgaları sırasında, iyi havalanamayan ve nemli binalarda yaşayan yaşlı hastalarda, yoğun fiziksel aktivite sırasında görülür.

Ayrıca sıcak yaz gününde, arabada kilitli olarak bırakılan çocuklarda da sıcak çarpması görülür. Son örnek ülkemiz insanını yakından ilgilendiriyor. Özellikle tatil yörelerinde çalışan aşçı hemşerilerimiz, çocuklarını yaz okullarına göndermektedir. Servis araçlarında uyuyan çocukların unutulup, sıcak çarpması nedeniyle ölme tehlikesi vardır!!!

Sıcak çarpması olan kişilerde terleme mekanizmaları bozulduğu için terleme olmaz ve cilt kurudur. Tedavi edilmemiş sıcak bitkinliği sıcak çarpmasına ilerlemişse aksine cilt nemlidir. Sıcak çarpmalarında hastanın bilinci giderek kapanır, nabız sayısı ve dolgunluğu azalır. Tedavi edilmezse daima ölümle sonuçlanır.

 

Sıcak çarpması belirtileri olan hasta için neler yapmalısınız?

1. Hastayı hızlıca sıcak ortamdan uzaklaştırınız, giysilerini çıkartınız ve üzerine ıslak havlular koyunuz.

2. Kliması maksimum serinliğe ayarlanmış bir ambulans veya araçla, hastayı en kısa sürede hastaneye götürünüz. Hastanın durumu hakkında hastaneye mutlaka önceden bilgi veriniz! Çünkü bu hastalar için acil serviste buzlu su banyosu hazırlanması gerekir.

 

Çok Önemli Uyarılar!

1. Güneşin yakıcı etkilerinin yoğun olduğu 11-16 saatleri arasında, korunmalı ya da korunmasız olarak güneş altında kalmayınız ve sıcak ortamlarda egzersizden kaçınınız.

2. Değerli varlıklarımız olan çocuk ve bebeklerinizi araçlarınızda bırakıp kısa süreli de olsa bir yere gitmeyiniz.

3. Çocuğunuz okuldan eve servis aracıyla geliyorsa, servis şoförünü ortalama varış süresini aştığında hemen arayıp, çocuğunuz hakkında bilgi alınız. Görevlerinin bilincinde olan, güvenilir servis firmalarını tercih ediniz.



Tatil Anlayışımız:


          Özellikle sıcak yaz günlerinde serinlemek ve tatil yapmak için kendimize göre değişik yöntemlerimiz var, en tercih edileni, denize gitmek, güneşte bronzlaşmak. Güneşin hayatımız için yararlı etkileri olduğunu tartışamayız. Yeryüzüne ulaşan güneş ışınlarının en önemli faydalarını D vitamini sentezi, çeşitli zararlı mikroorganizmaların yok edilmesi, psikolojimiz üzerine olan pozitif etkileri olarak sayabiliriz.

            Fakat bunun yanında bilinçsizce yanmak, cildin bronzlaşması için saatlerce güneş altında deriyi yakmak, sakıncalı olan öğle saatlerinde bile güneşte kalmak çılgınlık boyutuna ulaşmıştır.  Bronzlaşma tüm dünyada ve toplumumuzda sağlıklı bir görünüm ile ilişkilendirilse de dermatologlar için bronzluğun anlamı deri hasarı! Deri ne kadar bronz ise o kadar hasar almış demektir. Demek ki bu konuda bulduğumuz çözüm yanlış!

            Bence doğru çözüm; serinlemek ve dinlenmek için köy ve yaylalar tercih edilmeli. Sabah kuş sesleri ile uyanmak, gece saman yolundaki yıldızları seyrederken üşümek, çam kokusunu ciğerlerine çekip, oksijen ile cildi gençleştirip, kanı temizlemek, ormanda yürüyüş yaparken eklemlere, kaslara egzersiz yaptırmak daha sağlıklı bir serinleme ve dinlenme, daha güzel bir tatil değil midir? 

 

Diyabetik hastalar (Şeker Hastaları)

           Özellikle diyabetik hastalar, tatilleri için çok fazla sıcak ve nemin olduğu kıyılar yerine, daha az nem ve daha bol oksijenin olduğu yayla turizmini ve kültür turizmini tercih etmelidirler. Ayrıca 24 saat yiyecek servisi olan açık büfe kahvaltı ve yemek veren tatil tesislerinde çok dikkat edip, gerekirse durumlarına uygun menü hazırlanmasını sağlamalıdırlar.

            Artmış aktivite ve öğün saatlerinin aksatılması hastalarda hipoglisemi denilen şeker düşüklüğüne neden olabilir. Bu durum hastalarımız için çok tehlikeli durumlar oluşturabileceğinden, uzun yürüyüş, yolculuk gibi durumlarda ara öğünlerini aksatmamaları için yanlarında yiyecek taşımaları, uyku saatine ve süresine dikkat etmeleri, alkol alımı da kan şekeri ayarını bozacağından alkolsüz ve şekersiz sıvı gıdaların tüketimine önem vermeleri gerekmektedir. Uzun süre aç kalmamalı, bir kerede çok fazla yemek yememelidirler. Gerek insülin, gerekse oral olarak şeker düşürücü ilaç kullanan hastaların bu ilaçların etkilerinin maksimum olduğu dönemlerdeki ara öğünlerini atlamamaları çok önemlidir.

            Kalorisi ve şeker düzeyi yüksek olan; çilek, kiraz, kavun ve diğer tüm meyveler, ana ve ara öğünlerde kalori değerleri göz önüne alınarak doktor tavsiyesine göre tüketilmelidir. Uygun miktarda yenildiğinde büyük yarar sağlayan meyveleri de çok miktarda tüketirsek kan şekerimizde yüksekliğe ve buna bağlı rahatsızlıklara yol açabilir. Yaz aylarının en lezzetli yiyeceği dondurma da maalesef kan şekeri ayarımızı bozan yiyeceklerde biridir. Ancak şekersiz üretilmiş diyet dondurmaların doktor kontrolünde ve diyet değişim listesi ile kalorisi hesaplanarak kullanımı olabilir.

         Yaz aylarında ayak bakımı da çok önemli bir konudur. Yazın çorapsız ayakkabı ve terlik giyme alışkanlığı, şeker hastalığına bağlı olarak duyu azalması ve damarlarda daralmalar oluşturabileceğinden ayaklarımızda yara açılmasına neden olabilir. O yüzden yazın da rahat kesimli, ortopedik tabanlı, iç astarlı ayakkabı ve yumuşak sıkmayan (merserize, pamuklu) çorap giyip, ayaklarımızı her gün yıkayıp, herhangi bir yara ya da renk değişikliği var mı diye kontrol etmeliyiz. Kumsalda, taşlık kesimde ve kırlık arazide çıplak ayakla dolaşmamalı, kumsalda ayaklarımızın yanmaması için güneşlenirken üstünü ince bir tülbentle örtmeliyiz. Yine gerek ayaklarımız ve bacaklarımız gerekse vücudumuzun diğer bölgeleri böcek ve kene ısırmalarına karşı korunmalıdır, bu ısırık bölgeleri enfeksiyon kaynağı olabilir.

            Yaz aylarında dik gelen güneş ışınlarından özellikle kaçınmak önemli bir konudur. Şeker hastalığına bağlı olarak duyu kusuru oluşmuş hastalarda güneşlenirken ya da çalışırken uzun süre güneş ışınlarına maruz kalmaya bağlı olarak yanıklar oluşabilir ve bu yanıkların tedavisi büyük güçlükler doğurabilir. Hastalarımız sabah erken saatlerde yada akşam üstü güneş ışınlarının eğik geldiği zamanlarda güneşlenmeli ve 20-30 dakika gibi kısa sürelerle güneşte durmalıdırlar. Şapka ile başlarını korumalı ve tercihen güneşlenirken bile ince bir giysi giymelidirler.

         Diyabetli hastaların tatile çıkmadan önce doktorlarına başvurup, genel kontrollerini yaptırmaları ve karşılaşacakları sorunlarda doktorları ile görüşüp önlem almaları da önemli bir konudur.

 

Serinleten İçecekler:

       Köydeki evimiz yol kenarında olduğu için, gelen, geçen mutlaka selam verir, yolcular gölgede serinlemek için kısa molalarını evimizin önündeki oturma yerinde verirlerdi. Rahmetli babaannem mutlaka bir tas soğuk ayran ikram eder, yolcunun serinlemesini, dinlenmesini sağlardı. Güz çalışmalarında harmanda buz gibi ayran ya da kiren (kızılcık) suyu ilaç gibi gelirdi. Bu arada evlerimizde henüz buzdolabı yoktu ama soğuk su pınarlarımızdan taze olarak akardı. Fakat yine de gece balkona, bakır ibriklerle su konulur, öğle sıcağına kadar da serin bir yerde muhafaza edilir, buz gibi içilirdi. Bugün de en iyi serinletici içecek bence az tuzlu ayrandır. Hem su ve tuz kaybını giderir, hem de içimizi serinletir. Evde yapacağımız ayran yayık ayranının tadını vermese de, biraz maden suyu katıp çalkalayıp içersek az da olsa bu tadı yakalamış oluruz. Maden suyunda bulunan mineraller de her zaman faydalıdır. Ayranı bu şekilde içmenizi tavsiye ederim, yalnız maden suyu çok ilave edilmemeli, uygun damak tadı için az miktarda ilave edilmesi uygundur. Su ise tartışmasız en iyi içecektir, su kaybını gidermek için bol bol su içilmelidir.

Kola,Gazoz,Bira!!!

          Bu arada gençlerimiz açısından bu konuda içecek tercihi çoğunlukla kola, gazoz gibi gazlı, asitli ve şekerli içecekler olarak dikkat çekmektedir. Sindirime faydalı olduğu söylense de aslında mideye zarar verdiği, kemik erimesine yol açtığı, alışkanlık yapacak maddeler içerdiği ve sayılamayacak kadar olumsuz yönleri olan bu içecekler, içinde bulunan yüksek miktarda şeker nedeniyle içildikten bir miktar sonra tekrar susuzluk hissi vermektedir. Kişi susuzluğunu giderememekte, yeniden içmekte, sonuçta midesi patlayacak gibi olup, rahatsızlık yaşamaktadır. Yüksek kalori içermesi bakımından kilo aldırmasını da unutmamak gerekir. 
          Bazı gazete ve dergilerde gençler bira ve alkollü içeceklere özendirilmektedir. Güya bu içeceklerle daha çok serinlemek mümkünmüş gibi reklâmlar yapılmaktadır. Değerli okuyucularım, Almanya’da 01.08.2007 de yürürlüğe giren bir yasa ile alkollü içki satın alabilmek için 21 yaşını doldurmuş olmak gerekiyor. Bugünlerde İngiltere’de de alkolik çocuklar sorunu gündemin en önemli maddesi… Aileler bu ülkede de 21 yaşından küçüklere içki satılmaması yönünde kanun çıkması konusunda hükümete dilekçeler veriyorlar. Bizde ise 18 yaş sınırı olduğu biliniyor, ama 8 yaşındaki çocuğa sigara ve içki satışı yapılabiliyor. Denetim ve cezalar çok yetersiz, yetişkinlerimiz bilinçsiz. Hatta bazı tanıdıklarım çocuklarıyla birlikte içki içtiklerini, çok aydın! olduklarını iddia edip övünüyorlar. Bu vücut gibi, bu nesilde emanettir, emanetimize sahip çıkalım, kötü alışkanlıklardan koruyalım.

Yorum (0) Yorum yaz!

Üç Aylar Başladı

4 Temmuz 2008 Cuma günü 1 Recep 1429 mübarek üç ayların başladığı gündür.
Üç aylar'ı nasıl değerlendirelim?
3 Aylar ne demektir? Bize ne anlatır?

İki Cihan Güneşi Sevgili Peygamber Efendimiz, saâdet meclisinde oturuyordu. Mescide bir esir grubu getirildi. O sırada Allah Resûlü (sas), bir kadının yana yakıla bir şeyler aradığını gördü. Kadın yakaladığı her çocuğu sinesine basıyor, kokluyor sonra bırakıyordu.
Sonra kendi yavrusunu buldu, bağrına bastı. Doyma bilmeden onu öpüyor, kokluyor, tekrar bağrına basıyordu. Allah Resûlü (sas) bu manzara karşısında iyice doldu. Hıçkıra hıçkıra ağlayarak parmağıyla yanındakilere bu kadını gösterdi ve: “Şu kadını görüyor musunuz?” dedi. Sahabe cevap verdi: “Evet Ya Rasulallah!” Allah Resûlü (sas) tekrar: “Bu kadın şu kucağındaki çocuğunu cehenneme atar mı?” diye sordu. Sahabe “Hayır ya Rasulallah!” karşılığını verdi. Ve işte bunun üzerine İki Cihan Serveri şu hikmet dolu sözleri söyledi: “Allah o kadından daha şefkatlidir, kullarını cehenneme atmak istemez.”

İşte böylesine başdöndürücü bir şefkat ve merhamete sahip olan Allahu Teala, sene içinde kulları için gönül dünyalarında adeta bir manevi hamle yapmaları adına bazı özel gün ve geceler yaratmıştır. Bu özel zaman dilimlerinde Cenab-ı Hakk’ın rahmet esintileri sağanak sağanak yağmaktadır. Şu günlerde bu zaman dilimlerinden “üç aylar”a kavuşmanın sevincini yaşıyoruz. Malum olduğu üzere halkımız arasında Arabi aylardan Recep, Şaban ve Ramazan aylarına “üç aylar” deniyor.

Ahiret ticaretinin yapıldığı kazançlı bir pazar durumunda olan üç aylar, yılda ancak bir defa açılır ve üç ay boyunca devam eder. İstifade edebilenlerin çok şey kazandığı bu pazarı kaçıranlar gelecek mevsimi beklemek zorundadır. Tabii ömürleri yeterse. Kimse yarına çıkmaya garanti veremediği gibi gelecek mevsime yetişmeyi de taahhüt edemez. Öyleyse yapılacak iş, bu mevsimi çok iyi değerlendirmek, bunun için de onu elimize geçen son fırsat olarak kabul etmek.

Üç aylar fırsat günleridir, çok bereketli bir kazanç mevsimidir. Böylesine bir koyup binler alabileceğimiz kazanç kuşağında kaybetmemek için bu günleri iyi değerlendirmeliyiz.

***

ÜÇ AYLARA HAZIR MISINIZ?

Bu günlerde müminler, birbirleri ile tebrikleşmeli, birbirlerini yemeklere çağırmalı, çocuklar sevindirilmeli, fakirlerin gönlü alınmalı, ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçları giderilmeli, anne-babanın, masum ihtiyarların duaları alınmalı, hasılı bu aylar daha canlı ve daha verimli yaşanmalıdır.

Bütün bu yapılanlar bir yarış havası içinde yapılırken ihlaslı yapmaya da azami dikkat gösterilmeli. Zira ihlasla yapılan küçük bir amel, ihlassız yapılan pek çok amelden üstündür. Bu sayede hem cemiyete huzur gelmiş, hem de manevi bir atmosfer meydana getirilerek, ilahi rahmetin celbine zemin hazırlanmış olur. Yapılan ibadetler, okunan Kur’anlar, Cenab-ı Hakk’a yükselen inilti ve ızdırap dolu dualar, akıtılan gözyaşları, yapılan tevbe, istiğfarlar yağmuru çeken bulutlar gibi ilahi rahmeti kendisine çeker.

İlahi rahmet, semamızı kapladığı zaman onu hayat kaynağı yağmurlar gibi lütuflar, ihsanlar, ikramlar ve hediyeler takip eder. Böylece gelen rahmet damlaları günahlarımızdan, gafletimizden dolayı kirlenen manevi hayatımızı da temizler.

Öyleyse daha ne duruyoruz. Haydi hep beraber, ilahi rahmet ve lütuflara hasret insanlar olarak başımızı okşayacak rahmet bulutlarının celbine ve onu takip edecek ilahi ihsanlara kendimizi hazırlayalım.

Bu bereketli günleri nasıl değerlendirelim?

1. Bol bol Kur’ân-ı Kerim okuyalım.

2. Peygamber Efendimiz (sas)’in şefaatini ümit ederek, O’na salât ü selâmlar getirelim.

3. Kaza veya nafile namazlar kılalım.

4. Dünyaya gönderiliş amacımızı ve gidişatımızı düşünerek tefekkürde bulunalım.

5. İşlediğimiz günahlar için bu bereketli günlerin yüzü suyu hürmetine samimi ve gönlümüzden gele gele tevbe ve istiğfarda bulunalım.

6. Bir dua listesi oluşturarak sevdiğimiz insanlara bol bol dua edelim.

7. Geceleri değerlendirerek haftanın belirli günlerinde teheccüd namazı kılalım.

8. Bu günlerde Allah Resulü’nün diğer günlere nazaran daha çok oruç tuttuğunu ve devamlı hayır yapma peşinde olduğunu görüyoruz. Biz de tutabildiğimiz kadar oruç tutmalı ve elimizdeki imkanlar nispetinde muhtaç olan insanlara maddi yardımlarda bulunarak onları sevindirmeliyiz.

Rahmetin sağanak sağanak yağdığı günler geliyor

REGAİB GECESİ

Regaib, “çokça rağbet edilen, kıymetli, değerli, ihsan” manalarına gelen Ragibe kelimesinin çoğuludur. Buna göre Regaib Gecesi denilince; “çok lütuf ve ihsan dolu, kıymetli ve değeri büyük, çok iyi değerlendirilmesi gereken gece” manası anlaşılır. Halk arasında üç aylar diye meşhur olan Recep, Şaban ve Ramazan aylarından Recep ayının ilk perşembeyi cumaya bağlayan gecesi olan Regaib Gecesi, aynı zamanda Ramazan ayının da ilk habercisi olma şerefini taşımaktadır. Rahmet kapılarının ardına kadar açık olduğu bu gece gaflet içinde geçirilmemeli, bir fırsat gecesi olarak değerlendirilip ona göre hareket edilmelidir.

RECEP AYI

Üç ayların ilki olan Recep, “tazim ve tekrim olunan ay” ve “hazırlanmak” manalarına gelmektedir. Peygamber Efendimiz (sas) bu aya ulaştıklarında “Allah’ım! Receb’i ve Şaban’ı hakkımızda mübarek kıl ve bizi Ramazan’a kavuştur” diyerek dua ederlerdi. Bu ay içinde aynı zamanda Mi’rac, Berat ve Kadir Gecesi gibi mübarek zaman dilimlerinin de bir müjdecisi olan “Regaib” gecesi vardır. Regaib, pek çok ata ve ihsan” manasına gelen “Ragibe” kelimesinin çoğuludur. Bu gecede Cenab-ı Hak engin rahmetiyle tecelli edip sonsuz mağfiretiyle muamelede bulunduğu için geceye bu isim verilmiştir. Recep ayının 27. gecesi ise Mirac Kandili’dir. Mirac, kelime manası itibarıyla “merdiven”, “yükselecek yer”, “en yüksek makam” manalarına gelmektedir. Bu gecede İnsanlığın İftihar Tablosu (sas) bir mucize olarak Mekke’deki Mescid-i Haram’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya ve oradan da göklerin İlahi derinliklerine doğru pervaz edip ruhen ve bedenen Cenab-ı Hakk’ın huzuruna çıkmıştır.

ŞABAN AYI

Üç ayların ikincisi olan Şaban, kelime manası itibarıyla “dağılan”, “saçılan” manalarına gelmektedir. Bir rivayete göre Efendimiz (sas), Şaban ayında Ramazan için pek çok hayır dağıldığı için bu aya bu ismin verildiğini ifade etmektedir. Şaban ayı içerisinde Berat Kandili vardır. Berat kelimesi, “borçtan, isnat edilen suçtan, ruha azap veren sıkıntılardan kurtulmak” manalarına gelmektedir. Bu gecede Kur’an-ı Kerim, Levh-i Mahfuz’dan alınmış ve bir bütün halinde dünya semasına indirilmeye başlanmıştır. Bu sebeple bu gece hürmetine pek çok günah bağışlandığı için geceye Berat Gecesi denilmiştir. Yine bu ay içinde hicretin ikinci senesi Müslümanların kıblesi Mescid-i Aksa’dan Kâbe’ye çevrilmiştir.

RAMAZAN AYI

Üç ayların sonuncusu olan Ramazan ayı, on bir ayın sultanı ve ayların en faziletlisidir. Zira bu ayda Kur’an nazil olmaya başlamış ve ay boyunca oruç tutmak farz kılınmıştır. Ramazan kelimesi “kızgın taş” manasına gelen “Ramid” kelimesinden türetilmiştir. Ramazan ayı çok sıcak ve hararetli bir zaman dilimine tevafuk ettiği için ona bu isim verilmiştir. Ayrıca nasıl ki kızgın taş etrafındakini yakıp yok ederse Ramazan da kulların günahlarını yakıp mahvettiği için bu aya bu ismin verildiğini söyleyenler de olmuştur. Bazıları ise Ramazan kelimesinin “yağan yağmur” manasına gelen “ramıd” kelimesinden türetildiğini ve nasıl ki yağmurun yağması neticesinde yeryüzünün temizlenmesi gibi Ramazan ayında da günahların temizlenmesi sebebiyle bu aya bu ismin verildiğini söylemişlerdir. Kur’an’ın indirilmeye başlandığı bu ay içinde Kur’an-ı Kerim’deki ifadesiyle bin aydan daha hayırlı olan “Kadir Gecesi” vardır. Bu gece Allah’ın müminlere bahşettiği çok yüce bir ikramıdır. Ramazan’ın her gecesinin dolu dolu geçirilmesi için bu gecenin zamanı gizlenmiştir. Ancak Kadir gecesinin Ramazan’ın son on günü içinde olduğuna dair güçlü işaretler vardır.
Zaman-Ailem

Yorum (0) Yorum yaz!

Yeniçağa ve Kuş Cenneti Sizleri Bekliyor

Bolu'nun eşsiz doğal güzellikleri ve tarihi yerleri ile ünlü İlçesi Yeniçağa, mutlaka gezilmesi görülmesi gereken yerler arasında yer alıyor.
Bu yerlerin en başında Yeniçağa ovasının ortasında 2780 dekarlık bir alanı kaplayan Yeniçağa Gölü yer almaktadır. İçinde onlarca çeşit balığı ve etrafında yüzlerce çeşit kuşu barındıran Yeniçağa gölünün etrafı tam bir dinlence yeridir.Birbirinden güzel yüzlerce kuş sesinin içinde güneşin batışını izlemek için Yeniçağa’ ya gelmek ve bu güzel atmosferi mutlaka yaşamak gerekir. Göl Çevre ve Orman Bakanlığı Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından uluslar arası Ramsar kapsamına alınmış ve korunması gereken sulak alan ilan edilmiştir. Kuşlar tarafından cennete çevrilen Yeniçağa gölü etrafında son bir iki yıldır yapılan yoğun çalışmalar devam etmektedir. Halkın Kuş Cenneti olarak tanımladığı bu güzel yer, Türkiye’ nin de resmi , sayılı Kuş Cennetlerinden birisi olacaktır. Ayrıca halk ozanı Şair Dertli'nin mezarı İlçenin Şahnalar Köyüne nazır D-100 karayolu üzerinde Şair Dertli dinlenme tesisleri yanında bulunmaktadır. Yeniçağa Kolonyası, Yeniçağa Maden Suyu ile de ünlü olan İlçede, kalınabilecek oteller ve öğretmenevi vardır. Not: Balık avlamak yasak değildir. Olta ve mangalınızla geldiğinizde göl kenarında doyumsuz manzara eşliğinde, harika bir piknik yapabilirsiniz.








Yorum (0) Yorum yaz!

Mengen Festivaline Hazırlanıyor

Bu yıl 24. gerçekleştirilecek olan Uluslararası Mengen Aşçılar ve Turizm Festivali 20-21-22 Haziran 2008 tarihleri arasında düzenlenecek.

İlçe esnafı, Belediye ve resmi kuruluşlar festivalin sorunsuz ve başarılı geçmesi için çalışmalarına devam ediyorlar. Belediye Başkanlığı Atatürk Caddesine Atatürk büstü yaptırdı. Ayrıca orta refüjlerindeki direklere Türk Bayrağı ve Festival logolu Bayraklar asıldığı, yine aynı yerde bulunan elektrik direklerine Mengen'in M harfinin ışıklandırılarak takıldığı görüldü. Yurt içinden ve dışından çok sayıda davetlinin katılacağı Festivalimize tüm halkımızı davet ediyoruz.

 Festival programı şöyle:

20.06 2008-CUMA

16:00 - Festival Başlangıcı ve Folklor Gösterileri(Belediye Terminali

19:30 - Konser-I (Kültür Bakanlığı Sanatçıları)

21.06.2008- CUMARTESİ

10:00 -Kortejin Dörtyol Mevkiinden Hareketi. -Çelenk konulması, saygı duruşu, İstiklal Marşı.

11:00 -Protokol konuşmaları.

11:30 -Yerli ve yabancı folklor gösterileri.

12:00 -Yarışmalar -Bayanlar Arası Yöresel Yemek Yarışması. -Genç Aşçılar Yemek Yarışması 12:30 - Protokol ve Ana Sponsora Şilt verilmesi.

13:30 - Standların açılışı.

14:00 - Protokol yemeği.

19:30 - Konser.II ( Funda ARAR) -Ödül ve şilt verilmesi.

24:00 - Havai fişek ve lazer gösterileri. 22.06.2008 PAZAR

12:00 - Folklor gösterileri.

17:00 - Sportif Yarışmalar -Uluslararası Bisiklet yarışması. -Futbol Maçı

19:00- Konser-III (Yerel Sanatçılar) - Ödül ve Şilt Töreni

24:00- Havai fişek gösterileri

- Kapanış.

Yorum (0) Yorum yaz!

Sağlıklı Bronzlaşma Yoktur!

Güneşin yaşamımız için yararlı etkileri olduğunu tartışamayız. Yeryüzüne ulaşan güneş ışınlarının en önemli faydalarını D vitamini sentezi, çeşitli zararlı mikroorganizmaların yok edilmesi, psikolojimiz üzerine olan pozitif etkileri olarak sayabiliriz. Dermatologlar uzun yıllardır hastalarına güneşten kaçınmalarını ya da sınırlı temasta bulunmalarını öneriyor. Çünkü solar radyasyon deri kanserlerinin, eksojen deri yaşlanmasının ve düzensiz pigmentasyonun başlıca nedeni. Dermatologların toplumu eğitme çabalarına karşı deri kanseri çok hızlı artış gösteriyor. Bronzlaşma tüm dünyada ve toplumumuzda sağlıklı bir görünüm ile ilişkilendirilse de dermatologlar için bronzluğun anlamı deri hasarı! Güneşe maruz kaldığımızda deri kendini korumak için melenositlerini ve melanosit içindeki pigment hücrelerini büyüterek kendini korumaya çalışır. Sonuç olarak bronzlaşma derinin kendini koruma yöntemidir. Deri ne kadar bronz ise o kadar hasar almış demektir. 

Güneş ışınlarının derideki etkileri nelerdir?
Güneş ışınlarından bize zararlı olanları ultraviyole (Morötesi) ışınlarıdır. Ultraviyole ışınlarının 3 çeşidi vardır; A, B ve C. Ultraviyole C dünyaya ulaşmaz. Ultraviyole ışınlarının %95 ni oluşturan ultraviyole A bronzlaşmadan sorumludur ve camdan geçer. Ozon tabakası tarafından filtre edilemez. Ultraviyole B ışını ise güneş yanıklarından ve cildin yaşlanmasından sorumlu olmakla beraber asıl tehlikesi kanserojen olmasıdır. Yani cilt kanserine yol açmasıdır. Ozon tabakası tarafından filtre edilir ve camdan geçemez.
Güneş ışınlarının zararlarını şu şekilde sıralayabiliriz:

  1. Güneş yanığı yapar
  2. Geçici olarak bağışıklık sistemini baskılar.
  3. Güneş ışınına duyarlı cilt hastalıklarını alevlendirir.
  4. Derinin destek dokularına zarar vererek deride kırışıklığa yol açar.
  5. Deride melanin  pigmentinin artmasına yol açarak deriyi koyulaştırır.
  6. Gözde katarakt oluşumuna yol açar.
  7. Deri kanserlerine yol açar.

Bunların yanında diğer etkilerini de şöyle sıralayabiliriz :
Deride lekeler, çillenme, deride kalınlaşma ve kabalaşma, erken yaşlanma, ince damarların oluşması, deri esnekliğinin kaybolması ve deri kanserleridir. Güneşin deri üzerindeki kronik etkilerini fotoyaşlanma ve deri kanserleri olarak ta özetleyebiliriz.

Deri kanserlerinin tam oluşma mekanizması bilinmemekle beraber tüm deri kanserlerinin güneş ile ilişkili olduğu bir gerçektir. Özellikle açık tenli insanlarda güneş hasarının oranı çok yüksektir. ABD’de beyaz ırkta siyak ırk’a göre cilt kanserleri 15 kat daha fazla görülüyor. Cilt kanserlerinin % 80’ni kronik olarak güneşe maruz kalan lokalizasyonlarda görülür. ABD’her yıl bir milyon yeni melanom dışı deri kanseri tanısı konuluyor.

Güneş ışınlarının deride oluşturduğu etkiler deri tiplerine göre farlılık gösterir mi?
UV ışınlarının deride oluşturduğu etkiler deri tiplerine göre değişiklik gösterir. Oluşan etkiler derinin melanin miktarı ve güneşe maruz kaldıktan sonra melanin üretebilme kapasitesine göre farklılıklar gösterir.Hem akut etkiler hem de kronik etkiler açık tenli ciltlerde daha fazla olur. Standart olarak beş tip deri vardır.

  • Tip I deri: Kolay yanar, asla bronzlaşmaz.
  • Tip II deri: Genellikle yanar, seyrek olarak bronzlaşır.
  • Tip III deri: Hafif yanar, genellikle bronzlaşır.
  • Tip IV deri: Çok nadiren yanar, her zaman iyi bronzlaşır.
  • Tip VI deri: Asla yanmaz güneşe duyarsızdır, siyah ırk.

Güneş ışınlarının zararlı etkilerinden nasıl korunmalıyız?
Güneşin akut ve kronik zararlı etkilerine maruz kalmamak için yaşamın her döneminde güneşten korunmak için bunun bir yaşam biçimi olarak benimsenmesi gerekir. Çocukların, yaşlıların ve açık tenlilerin güneşten korunmak konusunda özellikle duyarlı olması gerekir. Yaşam boyu aldığımız güneş miktarının % 80’nini yaşamımızın ilk 18 yılında alır. Çocukluk ve ergenlik dönemlerinde oluşan akut, ciddi güneş yanıklarının yaşamınızın ileri dönemlerinde oluşacak cilt kanserleri için önemli bir risk faktörü oluşturduğu unutulmayın. Güneşten korunma yöntemlerinin hiç biri % 100 koruyucu değildir. O yüzden koruyucu önlemlerin hepsini beraber uygulayın.

  • Uygun giysiler kullanın: Geniş kenarlı şapka, gözlük, sıkı dokunmuş, açık renkli giysiler
  • 11-15 gibi güneş ışınlarının yeryüzüne dik geldiği saatlerde güneş ışınlarına maruz kalmayın
  • Yaz aylarında herkes, özellikle açık tenli kişiler gün örtüsü denilen güneş koruyucu ürünleri kullanmalı.

Güneş koruyucular etki mekanizmalarına göre 3 grupta incelenir.

  1. Kimyasal koruyucular: UV ışınlarını absorbe eder ve deriye girişini engellerler (PABA, PABA esterleri, sinnematlar, salisilatlar, benzofenon)
  2. Fiziksel koruyucular: UV ışınlarını yansıtma ve dağıtma mekanizması ile etki ederler. (çinko oksit, titanyom dioxside, kaolin) Opak oldukları için kozmetik kullanımları zordur.
  3. Kombine koruyucular: Kimyasal ve fiziksel koruyucuların kombine edilmesi ile oluşurlar.

Güneş koruyucular tüm yaş gruplarında güvenle kullanılan ürünlerdir. 6 aydan küçük bebekler için titanyum dioxside içeren güneş koruyucular daha az tahriş yaptıkları için tercih edilmelidir.

İyi bir güneş koruyucu hangi özellikleri taşımalıdır?

  • Kokusuz ve renksiz olmalı
  • Suya ve terlemeye dayanıklı olmalı
  • Tahriş edici özellikleri olmamalı
  • UVA ve UVB ye karşı koruyucu olmalı

Güneş koruyucular güneşe çıkmadan 30 dk önce sürülmeli, su, terleme ile etkinliğinin azalacağını düşünerek 4 saat ara ile yenilenmeli.

Güneş koruyucular deri kanserini arttırır mı?
Son yılarda güneş koruyucuların deri kanserlerini arttırdığına dair bir takım fikirler tartışılıyor. Bunun, güneş koruyucuların kullanılmasından çok, bu ürünleri kullananlara güneş altında kalmayı cesaretlendirmesine bağlı olduğu düşünülüyor.

DERİ KANSERİ RİSKİNE KARŞI DİKKAT !!!
Her kanserde olduğu gibi deri kanserlerini de erken yakalamak kesin tedavi için çok önemli. Onun için ilk belirtilerde gecikmeden doktora başvurmak çok önemlidir.

Deri kanserlerinin ilk belirtilerinden bazıları şunlardır:

  1. Başlangıcından itibaren 3 hafta geçmesine rağmen iyileşmeyen yaralar.
  2. Devamlı kaşınan, kabuklanan, kanayan leke veya yaralar.
  3. Büyüklüğü, kalınlığı, yapısı değişen, kenarı düzensizleşen benler ve kahverengi lekeler.
  4. Rengi çok kısa sürede koyulaşan, büyüyen, kaşınan ve üstündeki pürtüklenmesi arttan benler.

Yukarıdaki belirtilerden biri veya birkaçı görüldüğünde en kısa zamanda bir cildiye Uzmanına gözükmek erken tanı ve tedavi açısından önemli avantajlar sağlayabilir.

Solaryum zararlı mı?
Solaryumlar suni UVA lambaları içerir. Suni UV lambaları da güneş ışınlarına göre 26 kat daha fazla zararlı ışınlar içerir. Solaryum kronik güneş etkileri olan fotoyaşlanma ve deri kanseri oluşumuna neden olur.

Otobronzlar zararlı mı?
Otobronzlar, dihidroksiaseton içeren kozmetik ürünleridir. Derideki bazı proteinlerle birleşerek deriye bronz görüntüsü verirler. Bu ürünlerin güneşten koruma özellikleri yoktur. Ayrıca mutlaka beraberinde ilave güneş koruyucular kullanılması gerekir.

Kaynak: e-kolay Sağlık

Yorum (0) Yorum yaz!

Başkentte joker operasyonu

Başkent'te ehliyet almak için koşulları uygun olmayan kişilerin yerine başkalarını sınavlara sokan ve sahte evrak düzenleyen 20 kişilik bir şebeke çökertildi.

Ankara Emniyeti Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Mali Suçlar Büro Amirliği bir ihbar üzerine başlattığı Joker Operasyonu'nda, Motorlu Taşıt Sertifikası Alım Sınavı'nda başarısız olan, sağlık durumları ve fiziki şartları uygun olmayanların yerine sürücü belgesi almaya uygun olan kişileri sınava sokan 20 kişi gözaltına alındı.

Yaklaşık 8 ay süren teknik takip sonunda düzenlenen operasyonda, şebekenin lideri Sedat K. ile Recep K., Ali D., Hasan B., Sadık D., Mehmet G., Mesut Y., Mekan K., Levent K., Aşur G., Yiğit M., Abbas Y., Bayram G., İsmail G., Sezer D., Bora D., Doğan E., Kemal T., Emin K. ile Yüksel Ü. gözaltına alındı. Bu kişilerin ev ve işyerlerinde yapılan aramalarda 5 adet bilgisayar kasası, 1 adet ruhsatsız tabanca, 1 adet ruhsatsız tüfek, çok sayıda sahte nüfus cüzdanı, diplomalar ile sağlık raporları ele geçirildi.

Ehliyet sınavına kişi başına bin 500 ile 4 bin YTL arasında para aldıklarını anlatan şahıslar, "Örgüt kurmak ve yönetmek, sahte nüfus cüzdanı ve sahte sınav giriş belgesi düzenleyerek başkasının yerine sınava girmek, sahte belgelerle görevli memuru yanıltarak sürücü belgesi almak ve haksız ekonomik kazanç sağlamak" suçlarından Ankara Adliyesi'ne sevk edildiler.(ANKA)

Yorum (0) Yorum yaz!